Back

ⓘ Bilim



                                               

Türkiye Eğitim ve Öğretim Bilim Kültür Hizmet Kolu Kamu Çalısanları Sendikası

                                               

Makedon Bilim ve Sanat Akademisi

Bilim ve Sanat Akademisi, bilim ve sanatı izlemek ve tesvik etmek amacıyla 23 Subat 1967de Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti meclisi tarafından ülkenin en yüksek bilimsel, ilmi ve sanatsal kurumu olarak kuruldu. Akademinin hedefleri, kültürel mirası ve doğal kaynakları arastırmak, bilime ve sanata iliskin ulusal bir politikanın planlanmasına yardımcı olmak, bilimsel ve ilmi arastırmaları tesvik etmek, koordine etmek, organize etmek ve özellikle Kuzey Makedonya ile ilgili alanlarda bu hedefleri yürütmek. Akademi, üyelerinin bilimsel, ilmi ve sanatsal çabalarını kolaylastırır ve en güncel meto ...

                                               

Great Lakes Bilim Merkezi

Great Lakes Bilim Merkezi, Cleveland, Ohio, Amerika Birlesik Devletleri sehir merkezinde bir müze ve eğitim tesisidir. Sergilerin çoğu Amerika Birlesik Devletlerinin Büyük Göller bölgesindeki doğal çevrenin özelliklerini belgeler. Tesis, imza ve gezici sergiler, toplantı alanı, bir kafe ve bir IMAX Dome tiyatrosunu içerir. Great Lakes Bilim Merkezi, Cuyahoga Kültür ve Sanat, bağıslar, fonlar ve kurumsal ve bireysel hediyeler yoluyla Cuyahoga Ilçesi vatandasları tarafından finanse edilir. Müze, Temmuz 1996da açıldı. Merkezin sergileri, BioMedTech Galerisi, gelismis enerji, bilim fenomeni ve ...

                                               

Roberty Boyle Analitik Kimya Ödülü

Daha önce Boyle Madalyası olarak adlandırılan Robert Boyle Analitik Bilim Ödülü, Analitik Kimya için Kraliyet Kimya Derneğinin verdiği bir ödülüdür. Kimyada dalında verilen bu ödül Irish Times Boyle Madalyası veya Irlanda Kimya Enstitüsünün Boyle Higgins Altın Madalyası ile karıstırılmamalıdır. Her iki yılda bir verilen ödülün kazanına 5.000 £ verilir. Ödül, Robert Boyleun adını tasımaktadır ve 1982den beri verilmektedir.

                                               

John Holman (kimyager)

Sör John Stranger Holman Ingiliz kimyager ve akademisyen. York Üniversitesi kimya profesörü. Gatsby Vakfında kıdemli eğitim danısmanı, Ulusal STEM Öğrenim Merkezinin kurucu direktörü, Bridge Group Baskanı, Royal Society of Chemistry eski baskanı ve Bilim Eğitimi Derneği Baskanı.

                                               

John Cadogan

Cadogan, Pembrey, Carmarthenshire, Galler, Birlesik Krallıkta doğdu. Swansea Grammar Schoolda ve Kings College Londonda eğitim gördü. Buradan onur ve doktora derecesi aldı. Ayrıca Millar Thomson Madalyası ve Samuel Smiles Ödülüne layık görüldü.

Bilim
                                     

ⓘ Bilim

Bilim veya Fen, doğal dünyanın incelenmesidir. nedensellik, merak ve amaç besleyen fizikli astronomi, deney, gözlem, düsünce aracılığıyla sistematik bir sekilde incelenmesini de kapsayan entelektüel ve pratik disiplinler bütünü. Bilimin diğer tüm disiplinlerden en farklı karakteristiği, savunmalarını somut kanıtlarla sunmasıdır. Ve bu da bilimi en güvenilir bir disiplin olarak günümüze kadar birçok alt dala bölmüs, insanların daha iyi yasam kosullarına kavusmasına, bilinmeyen olguları bulmamıza ve yeni seyler öğrenmemize önayak olmustur. Tüm bilim dalları evrenin bir bölümünü kendine konu olarak seçer, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalısır. Einstein bilimi, her türlü düzenden yoksun duyu verileri ile düzenli düsünceler arasında uygunluk sağlama çabası, Bertrand Russell ise gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya iliskin olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabası olarak tanımlar.

Yüzyıllardır insanlığın yeryüzündeki yasama ortamına duyduğu merak, yasam standartlarını yükseltecek bir etkinliğe bürünmeye basladı. Olağan gibi görünen olayları anlama çabası, aslında dünyanın gizemlerle dolu bir yer olduğunu ve bunları çözümlemek gerektiği gerçeğini doğurmustur. Geleneksel bilim sadece anlamaya ve çözmeye gereksinim hissetse de, ileri safhalara bölünen bilim türleri sadece çözmeyi değil çözümden öte ilerlemeyi de kapsar. Geçmise bakıldığında en önemli sayılan bilim dallarından bazıları matematik, geometri, gök bilimi ve tıptır. Çok çesitli matematiksel çözümleme sistemlerinin gelistirildiği ilk zamanlardan bu yana hâlâ yeni formüller, sistemler, kuramlar gelistirilmektedir ki bu da bilimin sürekliliğine bir örnektir.

Bilim deneye çok önem verir ve bilimsel yöntem deneye dayanır. Bu evre, islenen konuyu daha inandırıcı kılmanın yanında belirli bir çerçeveye oturtur. Bir varsayım hipotez, muhtelif sınamalar sonucunda doğrulanırsa kuram teori statüsünü alabilir ve temel tas niteliğine bürünebilir. Bilimin sonsuz bir süreç içinde değisimi yadsınamaz bir durumdur. Zaman içinde alt dallara bölünen bilim sayısal ve sosyal alanlarda ayrı konulara bürünmüs; fakat nitelik açısından aynı amaca hizmet etmeyi sürdürmüstür.

                                     

1.1. Bilimin tarihi Antik çağlarda bilim

Bilimin yazıdan daha önce ortaya çıktığı bilinmektedir. Bu sebeple, özellikle antik çağlardaki bilimsel bulus, görüs ve kesifleri incelemekte arkeolojinin önemli bir yeri vardır. Örneğin çesitli arkeolojik kesiflerin incelendiğinde tarih öncesi çağlardaki insanların çesitli gözlemler yaptığı saptanmıstır; örneğin mevsimleri takip etmislerdir. Afrikada bulunan ve MÖ 35000 ile MÖ 20000 yılları kökenli çesitli bulgular, zamanı ölçmeye dair çesitli denemelerin izlerini tasımaktadırlar.

Bununla birlikte teknolojik gelisimin yanı sıra bilimsel etkinliklerin özellikle MÖ 2500 lü yıllar civarında yoğunlastığı ve ivme kazandığı tespit edilmistir. Bunun özellikle mimari birçok örneği bugün de görülebilir; Stonehenge gibi büyük yapılar belirli bilimsel ve teknolojik gelisim, özellikle de çesitli gelismis matematik bilgileri olmaksızın yapılamayacak anıtlardır. Örneğin bu dönemdeki çoğu yapılar en azından Pisagor kuramı olmaksızın yapılamayacak yapılardır; buna ve benzeri diğer bulgulara dayanarak, Pisagor kuramının Pisagordan binlerce yıl önce insanlar tarafından bilindiği tespit edilmistir. Nitekim antik Mısırlılar gibi birçok ulusta çok erken tarihlerde matematiksel etkinlikler görülmektedir. Antik Mısırlılar MÖ 4200 yılında 365 günlük bir takvim üretmis oldukları gibi, MÖ 3100 yılı tarihli bir gürzde sayısal olarak milyonları ifade etmek için bir sistemin kullanıldığı görülmüstür. Antik Mezopotamyada matematiksel etkinlik ve gelisimin varlığı, arkeolojik arastırmalarca elde edilen kil tabletler yardımıyla bilinmektedir. Mezopotamyada zaman içinde iktidara gelen farklı krallıkların neredeyse tamamından matematiksel etkinliğin bulguları kalmıstır; MÖ 3. binyıldan Sümerlere ait, MÖ 2. binyıldan Akad ve Babillilere ait, MÖ 1. binyıldansa Asurlulara ait. Bunlara ek olarak daha sonra bölgede hakimiyet kuran Perslere ait MÖ 6. yüzyıldan 4. yüzyıla kadarki bir tarihe ait bulgular da mevcuttur. Mezopotamyadaki matematiksel etkinlikler çok çesitlidir ve pratik sorunların ötesine de sıklıkla geçmistir; lineer ve ikinci dereceden denklemlerin çözümünü içeren cebir çalısmaları ile çesitli sayı kuramına dair çalısmalar yapılmıstır. Bunlara ek olarak bu topraklardaki farklı krallıklar tarafından zaman içinde sayı sistemi oldukça gelistirilmistir. Sümerliler, antik Mısırlıların kullandığına benzer ondalık ekli bir sayı sisteminin temellerini atmıslar ve kullanmıslardır. Bu sistem daha sonraki dönemlerde farklı iktidarlar tarafından gelistirilmis, Babillilerce 60 bazlı bir sisteme ulasılmıstır.

MÖ 3. binyılda Hint yarımadasında matematikle uğrasıldığı ve matematiksel hesapların yapıldığı bilinmektedir. Ayrıca bu matematiksel etkinlik büyük oranda ölçüm cetvelleri, ağırlık ve genel olarak ölçümler gibi konuları da içermekteydi. Bu dönemdeki matematiksel etkinliklerin genel olarak astronomi ile de ilisik olduğu öne sürülmüstür.

Nitekim dini açılar da barındıran, sıklıkla matematik gibi diğer bilim dallarıyla birlikte yapılan astronomi çalısmaları antik çağlarda büyük bir önem ve yer arz etmektedir. Astonomiyle iliskili fenomenlerin matematiksel tezahürlerine antik Mezopotamyadaki bilimsel etkinliklerde rastlanmaktadır. Çinde takvimsel ihtiyaçlara karsılık verecek astronomi faaliyetleri olduğu gibi, Mezopotamyada matematiksel gelisimden yararlanılarak gezegenlerin döngülerine, pozisyonlarına dair hesaplamalar yapılmaktaydı. Matematiksel gelisimden ayrık bir biçimde astronomi çalısmaları ve anlayısı Orta Amerika merkezli Maya uygarlığında kendisine yer bulmustur; özellikle takvimsel çalısmalar ve günes ve ay tutulmalarının hesaplanması önemli yer tutmustur.

Bunların dısındaki bilimlerin de kökenlerini antik çağda bulmak mümkündür. Örneğin biyoloji uygarlığın gelisiminden çok önceleri toplumsal anlamda önemli bir rol almıs, özellikle tarım açısından çok çesitli gelismeler olmus, insanlar birçok hayvanı evcillestirmistir. Bitkilerin incelenmesi sonucu birçok sey kesfedilmistir; örneğin arkeolojik bulguların Babillilerin hurma ağacının eseyli ürediğini kesfetmis, polenlerin eril olduklarını ve polenlerin disil bitkilere aktarılarak üremenin sağlanabileceğini kanıtlamıslardır. Antik çağlarda ayrıca biyolojiyle birlikte tıbbi çalısmalar da yapılmıs, Çin, Mısır ve Hint yarımadasındaki çesitli uygarlıklar farklı sifalı bitkileri belirli tıbbi ve anatomik sorunlar için kullanmıslar, bu kullanımlarını zaman yazıyla da ifade etmislerdir. Tıbbın yanı sıra, kimya, coğrafya ve jeoloji gibi bilimler de özellikle Çinde büyük ölçüde gelismistir.

                                     

1.2. Bilimin tarihi Bilim ve felsefe

Ilk çağlardaki filozofların dünyayı ve etrafı anlamaya çalısması, merak duyguları, belirli kriterlerin doğmasına ve bunların çesitli ideolojilere dönüsmesine yol açmıstır. Bilimin temelleri atılıncaya kadar, tartısma ve deney olgusu insanlar tarafından gelistirilmis ve bu bir arayıs haline dönüsmüstür. Ilk dönemlerde belirgin bir felsefe-bilim ayrımı yoktur ve birçok büyük bilim insanı aynı zamanda filozoftur. Deneyin ve sonucun klise haline gelmesi bilimin artık istenilebilir düzeye gelmesini sağlamıstır. 19. yüzyıla kadar gelisme kateden bilim aslında kendi içinde bir savas vermis, birçok özgün arastırmacı, düz mantıkla hareket eden ortaçağ liderlerine yenik düsmüstür. Aristonun fiziğinden daha farklı düsüncelere sahip olan Galileo kendi zamanının bilim insanlarıyla ters düsmeye baslamıstı. Bilim, tarihi sürecinde bu tip sahnelere sürekli tanık olmus, deney ve gözlem sonucunda çöken kanunların yerini baskaları almıstır.

Gerçek ve varlığın amacını sorusturan felsefe sistematik düsünmeyi gerektirmektedir. Klasik antik çağ felsefesiyle baslayıp Thales, Anaksimenes, Pisagor, Demokritos, Gorgias, Empedokles, Heraklitos, Parmanides, Sokrates, Plotinos, Platon ve Aristoteles gibi filozoflar, gitgide gelisen ve sekillenen felsefi soruların sekillenmesini sağlamıslardır. Din odaklı Ortaçağ felsefesinde Hristiyanlığın kendisine bir aracı olarak kullandığı felsefe, Tanrı, bilgi, inanç eksenlerinde yoğun sekilde kullanılmıstır. Aydınlanma Çağında yapılan felsefede akıl ön plana çıkmıstır. Düsünce sistemindeki temel görüs, insan aklının aydınlattığı kesin doğrulara ve bilgiye doğru ilerlemektir. Geçis dönemi felsefesi olarak bilinen Rönesans felsefesi, bilimde ve düsünce sistemindeki yeni gelismelerin yer aldığı bir dönemi kapsar. Yeniden doğus manasına gelen rönesans, önceki çağlardan çok farklı bir düsünce sistemine geçisin köprüsü konumundadır.

Bilim ve felsefenin ayrısması modern çağa yaklasırken iyice belirginlesmis, bununla birlikte felsefe ile bilim tamamen birbirinden kopmamıs ve gerek genel olarak bilimin felsefesi olan bilim felsefesi gerekse bilim dallarının tek felsefi yönden incelendiği felsefe dalları örneğin fizik felsefesi varlığını sürdürmekte ve gerek bilim gerekse felsefe alanlarında önemli roller oynamaktadır.

                                     

1.3. Bilimin tarihi Astronomi ve fizik

Gök bilimi, bilim dalları arasında en eski olanlardandır ve özellikle antik çağlarda en yoğun anlamda icra edilen, bilimlerin anası olarak görülen bir bilimdir. Insanların gökyüzüne olan ilgisi, yukarıda asılı duran cisimleri incelemeye itmis ve teleskobun bulunmasıyla bu gözlemler daha etkin bir hâl almıstır. Babilli olgusal astronomlara nazaran Yunan astronomları, matematiksel ayrıntıları özümseyerek bu bilimin gelismesinde temel noktaları olusturmuslardır.

Roma Imparatorluğunun iktidarı altındaki Mısırda yasamıs olan Batlamyus özellikle astronomi tarihi ve genel olarak bilim tarihi açısından önemli bir konuma sahiptir. Daha sonraları Islam astronomları tarafından el-Mecisti olarak anılacak olan Hè Megalè Syntaxis yani "Büyük Derleme" isimli astronomi konulu eseri Orta Çağ boyunca genel geçer kabul gören astronomi eseriydi ve yazarı olarak Batlamyus neredeyse mitik bir statüye getirilmisti. Batlamyusun evren modeli geosantrik yani yermerkezciydi ve uzun yıllarca kabul gören bu sistemden günes-merkezli bir sisteme geçis tartısmalar doğurmustur.

Polonyalı bir astronom olan Nikolas Kopernik, dünyanın ve diğer gezegenlerin, günes etrafında döndüklerini açıklamıs; heliyosantrik yani günes-merkezli bir sistem ortaya atmıstır. Copernicusun sistemini Commentariolus isimli bir risale ile arkadaslarına tanıtmıs daha sonra sistemini, Papa III. Paulusa ithaf ettiği ayrıntılı bir sekilde basyapıtı sayılacak De revolutionibus orbium coelestium isimli eserinde açıklamıstır. Bu astronomi biliminde yeni bir dönem açılmasına sebep olmustur. Teleskobu gelistirmesi, yaptığı astronomik gözlemler ve Kopernikin sistemine verdiği destek ile tanınan Italyan bilim insanı Galileo Galilei de astronomi ve fizik tarihi için önemli birisidir ve zaman içerisinde modern gözlemsel astronominin babası ve modern fizik biliminin babası gibi atıflara mazhar olmustur. 1671de ilk aynalı teleskobu yapan matematik ve fizikçi Isaac Newton uğrastığı bilim dallarının gelismesine çok fazla katkıda bulunmus diferansiyel ve integral hesabın temellerini atmıstır. Ayrıca Newtonun 5 Temmuz 1687de yayımladığı, Doğa Felsefesinin Matematiksel Ilkeleri Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica kitabı klasik mekaniğin temellerini olusturan Newtonın hareket yasaları ve yer çekimi gibi önemli konuları içerir. Alman teorik fizikçi Albert Einstein enerjinin ısık hızının karesiyle kütlenin esit olduğunu E=mc² formülüyle ispatladı.Genel görelilik kuramı ve Izafiyet teorisi ile kütlenin uzay zamanı büktüğünü ve zaman, mekân, hareketin birbiriyle bağımlı olduğunu ispatlayıp brown hareketi ile atomun varlığını kanıtladı. Leopold Infeldla birlikte yazdığı Fiziğin evrimi kitabı ile kuantum ve mekân gibi konuları içerir.



                                     

1.4. Bilimin tarihi Kimya

Kimya, maddenin yapısını ve davranıslarını inceleyen bir bilim dalıdır. Herhangi bir kimyasal reaksiyon olup olmadığını görmeyi içerebilir. Fizikokimya, biyokimya, analitik kimya, anorganik kimya ve organik kimya temel dallarıdır. Tıp gibi pek çok bilim dalının yardımcısı konumunda olan kimya biliminin gıda, ilaç, boya, kozmetik ve tekstil alanlarında kullanımı dolayısı ile, en bilinen dalı organik kimyadır.

Antik çağlarda maddenin belirli temel elementlerden olustuğu düsünülür ve birçok kültürde bunlar hava, su, ates ve toprağı içerirdi. Bununla birlikte antik Yunan filozoflardan bir kısmı atom fikrini ortaya atmıs ve her seyin çok küçük yapıtaslarından meydana geldiğini öne sürmüslerdir. Bu filozoflara daha sonra atomcu filozoflar da denmistir. Çok eski çağlardan beri insanlar metalürji ile uğrasmakta, çesitli esyanın yapımında kimyasal olayları ve bunların sonucu olan ürünleri kullanmaktaydılar; örneğin camdan esyanın üretiminde. Orta Çağa doğru simya geleneği ortaya çıkmıstır. Simya geleneği kimyanın öncülüdür ve mistisizm, felsefe gibi ögelerle kimyasal çesitli arastırmaların karısımından ibarettir.

Zamanla simyaya olan ilgi daha da bilimsellesmis ve simyadan ayrık olarak kimya bilimi ortaya çıkmıstır. Modern kimyanın simyadan ayrısması ve temellerinin atılmasında önemli katkıları olan bir isim Robert Boyledur. Bugün özellikle ismini verdiği Boyle yasası ile tanınan Boyle atomcu fikriyatı savunan bir bilim insanıydı. Fransız bilim insanı Antoine Lavoisier ise kütlenin korunumu kanunu ile gerek kimya gerekse bilim tarihinde önemli bir adım atmıs, kimya biliminin babası olarak da anıldığı olmustur. Kendisi ayrıca oksijen ve hidrojeni tespit edip adlandırandır. 19. yüzyılın basına kadar kimyanın, öteki fizik bilimlerin tersine, tümevarım induction yönünün tümdengelim deduction yönünden daha baskın olması, onun biyolojik bilimlere daha yakın olmasına neden oluyordu. Ama matematik ve fizik yöntemlerin kimyaya uygulanması sonucu yeni bir bilim dalının, yani fizikokimyanın doğmasında basta Wilhelm Ostwald, Vant Hoff ve Arrheniusun payları büyüktür. Kimyasal maddelerin fiziksel değisimlerini, fiziksel olayların kimyasal maddelerin özeliklerinden yararlanılarak açıklanmasını konu alan ve elektrokimya, kolloid kimyası, çekirdek kimyası ve polimer kimyası gibi kollara ayrılan fizikokimya, bu bilginlerin 1881de Zeitschrift Für Physikalische Chemie adlı bilim dergisini yayımlamalarıyla bilim dünyasında kimyadan ayrı bir dal olarak yerini almıstır.

Insanların öğrenme ve arastırma merakı zamanla analitik çözümlemeli kimyanın doğmasına neden olmus, bu durum zaman içinde koordinasyon kimyasının ve endüstriyel analitik kimyanın gelismesine zemin hazırlamıstır. Analitik metotların kesfi tıp, biyoloji ve genetik alanında kimyanın kullanımını yaygınlastırmıstır. Penisilin ve vitaminlerin kesfi ile kimya biliminin insanın yasam kalitesini artırdığı gerçeğinin yanında gelisen teknolojinin üretim süreçlerinde kullanılmaya baslanması, çevre sorunlarına neden olmus, bu durum doğal kaynakların ihtiyatsızca sarf edilmesi sonucunu doğurmustur. Bu nedenle çevre kimyası ve su kimyası gibi alt bilim dalları da gelismistir.

                                     

1.5. Bilimin tarihi Matematik ve Geometri

Antik çağlardaki bilimsel etkinliklerde matematiğin önemli bir rol oynadığı, eski Mısırlılar, Mezopotamyalılar, Hintler gibi çok çesitli kavimlerin matematikle uğrastıkları bilinmektedir.

Yunan matematiğinin en önemli isimlerinden olan Talesin geometriyi, Mısırda kaldığı süre içerisinde öğrenmesi ve bu bilimi etrafındakilere öğretmesi sonucunda gelisme devam etmistir. Sayıların babası olarak anılan Pisagorun ünlü teoremi onu zamanının en büyük bilim insanları arasında hatırı sayılır bir yere getirmistir.

12. yüzyılda yasamıs olan bir baska matematikçi Ömer Hayyam ise Öklidin çalısmalarına elestiriler getirmis ve analitik geometri ile Öklid dısı geometrinin temellerini atmıstır. Ayrıca kübik denklemlere genel, geometrik bir çözüm getiren ilk matematikçi de kendisidir.

Orta Çağda Batıdaki en önemli matematikçilerden biri Fibonaccidir. Fibonacci Arap rakam sistemini Avrupaya tanıtmıs ve yaygınlasmasına önayak olmus ve bugün Fibonacci sayıları olarak anılan sayı dizisini yaygınlastırmıstır. Aslında bu sayı dizisini ilk kesfeden kendisi değildir fakat onun kitabında örnek olarak kullanıldık sonra Batıda ün kazanmıstırlar.

17. ve 18. yüzyıllarda Batıda matematik yükselise geçmis, birçok önemli matematiksel bulus gerçeklesmistir. Iskoç John Napier doğal logaritmaları arastırmıs, Kepler gezegensel hareketlerin matematiksel kanunlarını ortaya koymus, René Descartes bugün hâlen sıkça kullanılan Kartezyen koordinat sistemini ve dolayısıyla analitik geometriyi gelistirmistir. Alman matematikçi Gottfried Wilhelm Leibniz kalkülüs üzerine birçok çalısmasıyla kalkülüsü gelistirmis ve bugün kalkülüste kullanılan notasyonun temellerini atmıstır. Pierre de Fermat ve Blaise Pascal olasılık teorisinin temelini atmıslar ve dolayısıyla ilgili kombinatorik kurallarını kesfetmislerdir. Pascal ayrıca Pascal teorisi ve her ne kadar kendisinden daha önce Doğuda bilinse ve kullanılsa da Pascal üçgeninin gelistiricisi ve isim babasıdır. 18. yüzyılda matematikçi Leonhard Euler fonksiyon kavramını ve matematikteki sayısız notasyonu örneğin doğal logaritmanın tabanı olarak e notasyonunu gelistirmistir. Sayı teorisi, graf teorisi, geometri gibi çok çesitli alanlarda önemli eserler vermis, önemli buluslara imza atmıstır.

19. yüzyılda yasamıs olan Alman matematikçi Carl Friedrich Gauss ise gerek matematik gerekse diğer birçok bilimde önemli basarılara imza atmıs; temel cebir teorisi veya cebirin temel teoremini kanıtlamıs, Theorema Egregium u ortaya atmıs ve kanıtlamıs, karmasık değiskenli fonksiyonlarda önemli çalısmaları olmustur. Yine 19. yüzyılda yasamıs olan George Boole isim babası olduğu yeni bir cebir türü olan Boole cebirini ortaya atmıstır.

                                     

1.6. Bilimin tarihi Tıp

Bilimin tıp alanındaki ilk gelismeleri Asya kıtasında gerçeklesmistir. Hindistan, Mısır, Çin, Iran ve Yunanistanda tıp sistematik bir biçimde gelismeye baslamıs ve bir bilim dalı olarak insanlığın en büyük sorunlarından biri olan sağlık alanındaki gelismeler yüzyıllar boyu sürmüstür.

Hindistan yarımadasında, Indus Vadisi uygarlığından beri tıp ve dis hekimliği mevcuttu. Nitekim, Hint tıbbi geleneği olan Ayurveda bugün bile çağdas tıbbın yanı sıra varlığını sürdürmektedir. Ingilizlerin Hint yarımadasını kolonilestirmesine kadar bölgedeki temel tıp sistemi olan Ayurveda, ilk dönemlerinde cıva-kükürt bazlı ilaçlar kullanmıstır. Bunun dısında, bugün çesitli tıbbi yararları bilinen zerdeçal gibi çesitli bitkiler de tedavilerde klasik Hint tıbbında kullanılmıstır.

Çinde antik çağlardan günümüze kadar varlığını sürdüren geleneksel bir tıbbi gelenek mevcuttur. Taoist hekimlerin yaptığı ampirik hastalık ve rahatsızlık gözlemlerinin ve Çin düsüncesinin bir sonucu olan geleneksel Çin tıbbı, bitkisel tedavi, akupunktur ve masaj gibi çok çesitli pratik yöntemlere sahiptir. Bunların dısında beslenme terapisi ve Feng Sui gibi zihinsel terapiler de geleneksel Çin tıbbında yer almaktadır.

Hipokratesin hastalara büyü ve batıl inançlarla bezeli bir tedavi sunmak yerine, iyilestirici etkileri kanıtlanmıs tedavi yöntemlerine basvurmaya baslaması, tıp biliminde hasta öneminin kavranmaya baslamasına sebep olmustur. Ilk baslarda bölgelere göre farklılık gösteren tedavi yöntemleri, son iki yüzyıldır modernlesmeye baslamıs ve genel anlamda ortak bir çabaya dönüsmüstür. Avrupadaki salgınlardan sonra daha fazla gelisme kateden tıp bilimi, günümüzde genetik çalısmalarının gelismesiyle çok üst düzeylere ulasmıstır.



                                     

1.7. Bilimin tarihi Adli tıp

Adli tıp, bir ceza veya cinayet sorusturmasının parçası olarak kullanılan bilimsel bir süreçtir ve adli tıp Kriminoloji olarak kabul edilir. Bu, hem otopsi odasının acımasız, dehset verici prosedürlerini hem de bir suç mahallinin en son analizini kapsar.

Ama aynı zamanda, DNA profili olusturma, parmak izi analizi ve gizli dijital dosyaların ortaya çıkarılması gibi daha az göz alıcı, özenli laboratuvar çalısmalarını da kapsar. Adli muhasebe diye bir alan dahi ortaya çıkmıstır.

Orta Çağ ve sonrasında Batıda önemli tıbbî buluslar olmustur. Garcia de Orta tropikal tıbbın öncüsü olarak ortaya çıkıp basta kolera olmak üzere çoğu tropikal hastalığı doğru sekilde tanımlarken, William Harvey, Batıda kan dolasımını doğru ve tam bir sekilde açıklayan ilk Batılı olmustur. Daha sonraları 19. yüzyılda Louis Pasteur ilk basarılı kuduz asısını bulmus, kendi ismini alacak olan pastörizasyon islemini de ilk kez ortaya atmıstır. Louis Pasteur aynı zamanda Robert Koch ve Ferdinand Cohn ile birlikte mikrobiyoloji dalının babalarından biri olarak kabul edilir. 1905 yılında Nobel Ödülü almıs olan Robert Koch aynı zamanda Tuberculosis bacillus ve Vibrio cholera gibi hastalığa neden olan önemli bakterileri ilk kez izole eden kisidir. Daha sonra kendi adıyla anılacak olan Koch postülatlarını gelistirmistir.

                                     

1.8. Bilimin tarihi Biyoloji

Biyoloji, insan vücudu ve canlı organizmalar üzerine yapılan çalısmalardır. Bir bilim dalı olarak 19. yüzyıla kadar simdiki alt dallarıyla gelisen biyoloji, canlıların tüm özelliklerini inceleyen bir sistemidir. Basta insan olmak üzere, bitkileri inceleyen botanik, Hayvanları inceleyen zooloji, mikroorganizmaları inceleyen mikrobiyoloji hücre gibi alt dallara ayrılır.

Aristo doğaya dair birçok çalısma yapmıs, birçok bitki ve hayvan türünü incelemis ve kategorize etmistir. Aristonun görüsleri, kendisinden sonraki bazı bilim insanlarının yaptığı eklerle birlikte özellikle Batıda uzun bir süre otorite olmustur.

Biyolojinin temellerinden sayılan modern evrim teorisi, Charles Darwin in görüslerinin üzerine insa edilmistir. Darwin, Türlerin Kökeni, Insanın Türeyisi, ve Cinsiyete Mahsus Seçme, Insan ve Hayvanlarda Duyguların Ifadesi eserlerinde görüslerini belirtmistir. Manastırın bahçesindeki bezelyeleri birbirleriyle eslestirerek genetik bilimin temellerini atan Gregor Mendel klasik genetik kanunlarının yapıtaslarını olusturmustur.

                                     

1.9. Bilimin tarihi Sosyoloji

Her ne kadar diğer bilim dallarına oranla görece yeni bir bilim dalı olarak tanımlansa da, sosyolojiyani toplumbilimsel çalısmalar ve gözlemler antik çağlardan beri mevcuttur. Herodot ve Tukididis gibi isimlerin eserlerinde sosyolojik gözlem ve değerlendirmelere rastlamak mümkündür.

Her ne kadar sosyoloji terimi kendisinden önce kullanılmıs olsa da, bağımsız olarak tekrar terimi ortaya atan ve sosyolojiyi pozitif bilimlerin kraliçesi olarak görerek zaman içinde sosyolojinin babası olarak da anılan isim Auguste Comtedir. Bununla birlikte genel olarak Comte sosyolojinin kurucusu olarak görülmez. Batıdaki sosyoloji dalıyla uğrasan ilk isimler genellikle Darwinin evrim kuramından etkilenmistiler ve özellikle analojik olarak canlı organizma ile toplumu karsılastırmaktaydılar. Bu isimlere örnek vermek gerekirse Herbert Spencer ve Lewis Henry Morgan gibi isimler zikredilebilir. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın baslarında Émile Durkheim, Vilfredo Pareto ve Max Weber gibi klasik sosyologlar bilime önemli katkılarda bulunmuslardır.

                                     

1.10. Bilimin tarihi Siyaset bilimi

Siyaset bilimi çok eski çağlardan beri siyasi faaliyetlerle birlikte gelisim göstermis, önemli bir sosyal bilim dalı hâline gelmistir. Antik Hindistandaki Vedik metinlerden, daha sonraki çesitli Budist metinlere kadar birçok metinde siyasete dair incelemeler ve çalısmalar yer alır. Hint siyasi düsünür Çanakya MÖ 350-283 siyasi düsünce, ekonomi ve toplumsal düzen gibi konuları ele alan Arthashastra isimli eseriyle tanınır. Benzeri sekilde Antik Yunanda da birçok siyasi fikre rastlanır; gerek Homeros, Hesiodos ve Tukididis gibi erken dönem yazarlarının eserlerinde gerekse Eflatun ve Aristo gibi filozofların eserlerinde çok çesitli siyasi fikir ve incelemelere rastlanabilir. Eflatun Devlet isimli eserinde kendince ideal olan siyasi yapılanma ve yönetim biçimini açıklamıs ve incelemistir.

Italyan rönesansı sırasında yazar Niccolò Machiavelli yazdığı Prens Il Principe isimli eseriyle siyaset bilimi tarihi açısından önemli bir yere gelmistir. Eserde farklı durumlarda iktidara gelen hükûmdarın her duruma göre nelere öncelik tanıması gerektiği, nasıl bir siyaset izlemesi gerektiği açıklanır. Orta Çağda ve sonrasındaki dönemde birçok farklı siyasi iktidar biçimi ve devlet yapılanması farklı isimlerce savunulmustur. Örneğin Fransız hukukçu Jean Bodin iktidar ve devlet üzerine yazdığı Devlet üzerine Altı Kitap Les Six livres de la République isimli eseriyle tanınmıs, mutlakiyetçiliği siddetle savunmustur.

Bir bilim olarak siyaset bilimi özellikle 19. yüzyılda akademik anlamda yapılanmaya baslamıs, 1880 yılında ABDde ilk siyaset bilimi okulu bölümü kurulmus ve daha sonra 1903 yılında Amerikan Siyaset Bilimi Birliği kurulmustur. Siyaset bilimi üzerine akademik çalısmalar artarak devam etmis, birçok farklı üniversitede siyaset bilimi bölümleri açılmıstır.



                                     

1.11. Bilimin tarihi Psikoloji

Bugün psikoloji bilimi içerisinde konu edilen çoğu kavram, olay ve fenomen antik Hindistan, Çin ve Mısır gibi medeniyetlerde de felsefî ilgiye mazhar olmustur.

Filozof René Descartes, Batıda psikolojinin modern felsefi formunun temellerinin olusmasına katkıda bulunmustur. Çesitli eserlerinde önemli psikolojik meseleleri ele alan Descartes kendisi bir hekim olmasa da çesitli anatomi çalısmaları yaptığı bilinmektedir. Ingiliz hekim Thomas Willis ise tıbbî bir disiplin olarak psikolojinin ortaya atılmasında önemli rol oynamıs, beyin fonksiyonları doğrultusunda psikolojiye yaklasım olsun yaptığı yoğun anatomik çalısmalarla olsun psikolojiye büyük katkılarda bulunmustur. Ayrıca daha sonraları deneysel psikolojinin gelisiminde John Locke ve David Hume gibi filozofların büyük etkisi olmustur.

Modern çağa yaklasırken ortaya çıkan ve özellikle psikolojik bozukluk durumlarında bir tedavi olarak ortaya çıkan hipnotizma ile frenoloji gibi dallar tartısma konusu olmus; özellikle de bunların cidden etkili yöntemler olup olmadığı ve herhangi bir bilimsel dayanağının bulunup bulunmadığı tartısılmıstır. Daha sonraları ortaya çıkan Alman deneysel psikoloji hareketi psikolojiye önemli katkılarda bulunmustur. Bu zamanda gerçeklesen ve özellikle nörolojik yapıya dair anatomik ve fizyolojik buluslar psikolojiyi olumlu etkilemistir. Alman hekim Wilhelm Wundt 1879da ilk deneysel psikoloji laboratuvarını açarak bir ilke imza atmıstır. 1890lardan baslayarak Avusturyalı hekim Sigmund Freud ise psikanaliz olarak adlandırdığı yaklasım ile psikolojiye yeni bir yön kazandırmıstır. Her ne kadar psikanalizin bilimsel konumu hâlâ tartısmalı olsa da psikanalizin çesitli önermeleri ve kavramları genel anlamda Batı kültüründe önemli bir yer kazanmıstır. Yine 1890larda köpeklerde yaptığı deneylerle Ivan Pavlov klasik sartlandırmayı basarılı bir sekilde göstermistir. Nitekim daha sonraları da insan dısı primatlar, kediler ve köpekler gibi çesitli hayvanlar psikoloji deneylerinde kullanılmıstır.

                                     

1.12. Bilimin tarihi Antropoloji

Her ne kadar antropolojinin kökeni Batıdaki Aydınlanma süreci ve devamındaki erken dönem modern düsünceleriyle iliskilendirilse de, bu dönemlerden çok önce bugün antropoloji içerisinde yer alan konulara dair arastırmalar yapılmıstır. Örneğin el-Biruni Hint yarımadasının halkları, gelenekleri ve dinleri üzerine birçok arastırmada bulunmustur ve genel olarak antropoloji alanına girecek çok çesitli arastırma ve çalısmaları sonucu zaman "ilk antropolog" olarak anılmıstır.

Kurumsal olarak antropolojinin gelisimi doğa tarihinden doğmustur ve ilk dönemlerde özellikle Avrupalı güçlerin kontrolündeki kolonilerdeki yasamın, yerli insanların ve onlarla ilgili olguları arastırılmasını içermistir. Antropoloji 19. yüzyılda gelismis, özellikle 1860lardaki bilimsel gelismelerden, özellikle de biyoloji ve filoloji gibi dallardaki gelismelerden, etkilenmistir. Öncü antropologlardan Ingiliz Edward Burnett Tylor, Darwinin evrim kuramını temel alarak antropolojik çıkarımlar yapmıs, medeniyetin gelisimiyle idrakın gelisiminin doğru orantılı olduğunu savunmustur. Ayrıca çağdas bazı kırsal veya avcı-toplayıcı halkları evrimsel gelisim açısından geride görüp, primitif yani "ilkel" olarak değerlendirmistir. 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın baslarında antropoloji görece sosyal anlamda daha az gelismis olarak görülen halklar üzerine yoğunlasmaya devam etti. 20. yüzyılın ikinci yarısında antropologlar daha Üçüncü Dünya ülkelerindeki daha kompleks yapılarla ilgilenmeye baslamıs, daha sonraları, 1970lerle birlikte, çağdas Batı ülkelerini antropolojik olarak incelemeye baslamıslardır ki antropoloji için büyük bir adım olmustur. Çağdas Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde odaklanan antropoloji çalısmalarında gerek genel olarak toplum, gerekse etnik ve dini azınlıklar konu edilmistir; bunu da bazıları Batılı, kolonileri inceleyen antropolojinin Batıyı inceleyen ve Batılı perspektifleri, kanıları Batılı olmayanlar sürekli olarak sınanan bir dala dönüsmesi olarak yorumlanmıstır.

                                     

1.13. Bilimin tarihi Günümüze doğru

20. yüzyılın baslarından itibaren bilimdeki ilerlemeler büyük hız kazanmıs ve akademik çevrenin, daha elverisli bir arastırma ortamına kavusması bu ilerlemeyi tetiklemistir. Bilimle uğrasmak bir prestij haline gelmeye baslamıs ve etkilerini göstermeye baslamıstır. Alfred Nobelin vasiyeti üzerine 1901den itibaren verilen Nobel Ödülleri bilimin prestij yönünü sergiler. Bu tip ödüllerle, bilime olan tesvik arttırılmakta ve arastırmalar için gerekli paralar sağlanmaya çalısılmaktadır.

                                     

1.14. Bilimin tarihi Bilimin modernlesmesine katkıda bulunanlar

Radyolojinin kurucusu olan Marie Curienin bilime yaptığı katkılar kimya alanında büyük yankı uyandırmıstır. Radyoaktivite alanındaki çalısmaları ona, 1903 yılında fizik alanında ve 1911 yılında kimya alanında Nobel kazandırmıstır. Albert Einsteinin Alman Annalen der Pysik dergisinde yayınlanan Isığın olusum ve dönüsümü üzerine bir görüs, Molekül boyutlarının yeni bir belirlemesi ve Hareketli Cisimlerin Elektrodinamiği baslıkları altındaki makaleleri fizik bilimi için yeni bir sayfanın açılmasına sebep oluyordu. Genel görecelik ve Özel görecelik, Einstein tarafından fiziğe sunulan en karısık ve en gizemli teorilerden sayılır. Hâlen tartısmalara sebep olsa da yüzyılın en önemli bilim insanlarından sayılan Einstein, 1921 de Fotoelektrik etki olayına getirdiği açıklama ile Nobel Ödülüne layık görülmüstür.

Çocukluğundan itibaren matematiğe olan katkıları, Carl Friedrich Gaussu bu bilimin yapıtaslarından biri haline getirmistir. Gauss, sayılar kuramı, analiz, diferansiyel geometri, jeodezi, manyetizma ve astronomi konularında önemli katkılar yapmıstır. Matematik alanındaki ilerlemeler, Gausstan itibaren daha farklı bir hal almaya baslamıs ve onun öğrencilerinden olan Bernhard Riemannın olusturduğu geometri sayesinde izafiyet teorisi gelismistir.

20. yüzyılda Srinivasa Aiyangar Ramanujan 3000in üzerinde teori gelistirmis; hipergeometrik seriler, asal sayı teorisi, gama fonksiyonu gibi matematiğin birçok farklı dalında önemli bulusları olmustur. Kurt Godelin Eksiklik Teoremi matematikte çok önemli bir yere sahiptir. Godel, 20. yüzyılın matematik bakıs açısını değistiren teoremini, Principia Mathematica Gibi Dizgelerin Biçimsel Olarak Karar Verilemeyen Önermeleri Üzerine baslığı altındaki doktora makalesinde belirtmistir. Genel olarak 20. yüzyılda karmasıklık teorisi, oyun teorisi, topoloji gibi birçok yeni matematik dalı ve çalısma alanı ortaya çıkmıstır.

1953 yılında DNAnın yapısını bulan bilim insanları Francis Crick, James Dewey Watson ve Maurice Wilkins, genetik alanındaki gelismelere büyük katkıda bulunmuslardır. Genetik bilgiyi tasıyan DNA nın çözümü, yüzyılın en önemli bilimsel çalısmalarından birisidir. Genetiğin yeni teknolojik sartlarda ilerleme kaydetmesiyle hastalıkların daha olusmadan tespiti mümkün olabilecektir.

                                     

1.15. Bilimin tarihi Modernlesmede kullanılan metotlar

Bilimin ilerlemesi ile gerekli mekanizmalar çoğalmıs ve yeni metotlar ortaya çıkmıstır. Neredeyse her alanda kullanılmaya baslanan teknoloji, sayısal bilimlerin en büyük yardımcılarından biri haline gelmistir. Son zamanlarda tıp, genetik ve moleküler biyoloji alanında gösterilen ilerlemede teknolojinin payı büyüktür. Ilk zamanlara baktığımızda fizik ve kimya laboratuvarlarında kullanılan basit aygıtlar temel tasların olusmasına yardımcı oldularsa da, yeni dönem biliminin en üst seviyedeki araçları kullanması ilerlemeyi hızlandırmıs ve günübirlik hale getirmistir.

Mikroskopun gelistirilmesiyle olusturulan Elektron mikroskopları bilimsel araç açısından önemli bir ilerlemedir. Kosulların olusmasıyla beraber artan sistematik düzen, bilimin ilerlemesine katkı sağladığı gibi insanlık içinde önemli gelismeleri beraberinde getirmektedir. Teleskopun ilk günlerinden beridir geçirdiği evrim uzayın derinliklerine ulasmamızı sağlamıs ve karanlık bilinmeyenin içindeki sırları çözmemize yardımcı olmustur. Bilgisayar teknolojisinin gelismesi bilimin fayda alanına giren bir baska sistemler yumağını olusturur. Bilgisayar yardımıyla kolaylasan analizler ve doküman hatlarına kolay sekilde ulasılması, yapılan bilimsel çalısmalarda zaman kazancını sağlar. Bu zaman kazancı tıp alanında önemli bir faktördür, hastalıkların teshisi ve tedavi yöntemlerinin hemen gelistirilmesi çok önemlidir.

                                     

2. Bilimlerin sınıflandırılması

Bilimlerin sınıflandırılması veya bilimlerin tasnifi özellikle bilim felsefesinde önemli bir yer tutmus, birçok filozof farklı temellerden yola çıkarak farklı bilim tasniflerine ulasmıslardır. Gerek Eski Yunan felsefesi gerekse daha sonra bu felsefenin temellerini gelistiren Islam felsefesinin Messâî ekolünde bilimlerin tasnifi kendisine yer bulmustur. Bilimlerin tasnifiyle uğrasan Aristoteles en temel bilimin felsefe olduğu, bilimlerinse genel olarak üç ana kategoride değerlendirilebileceğini savunmustur.

Filozof Francis Bacon da bilimlerin tasnifi konusuna değinmis, bilimleri sınıflandırırken aralarında iliski kurduğu insanî yeteneklerle "human faculties" temel almıstır. Buna göre üç temel insanî yetenek "hafıza", "hayal gücü" ve "akıl"dır. Hafıza tarih bilimlerine denk gelirken, hayal gücü poetik bilimlere akıl ise felsefeye denk gelmektedir. Ele aldığı temeller sebebiyle Baconun tasnifi psikoloji bazlı bir tasnif olarak yorumlanmıstır. Baconun ayrımı daha sonraları ortaya çıkan ansiklopedik çalısmaların yanı sıra bilim tasnifi çalısmalarında da etkili olmustur; örneğin Fransız ansiklopedistler geleneği Baconun tasnifini kullanmıstır.

Modern çağa doğru en kapsamlı ve önemli bilim sınıflamalarından biri Amerikalı filozof ve bilim insanı C. S. Peirce tarafından yapılmıstır. Peirce bilim sınıflamasında, türlerin sınıflandırılmasında kullanılana paralel bir sistem kurmustur: dal, sınıf, takım, familya, cins ve tür. Örneğin 1902 tarihli sınıflandırmasında Aritmetik bir bilim olarak Teorik dalının, Matematik sınıfında yer alan Sonsuz Koleksiyonlar takımının alt takımlarından biridir. Bu sınıflandırmada, iki ana dal mevcuttur ve bilim kavramı bu iki ana dala ayrılır: Teorik ve Pratik. Daha sonra bu iki dal, baska alt dallara bölünür ve sınıflandırma sınıf ve takımlarla devam eder. 1903teki bilimsel sınıflandırması, benzesmekle birlikte daha farklıdır; tüm ayrısmalar üçlüdür ve özellikle Comtenin bilimsel sınıflamasından etkilenmistir.

Bugün genel geçer kabul gören bir bilim sınıflaması yani bilimlerin tasnifi yoktur; nitekim bazı filozoflar bilim sınıflaması fikri açısından çesitli sorunlar olduğunu öne sürmüstür. Bilimlerin sınıflandırılması üzerine çalısmalar ve ilgi de 20. yüzyılın baslarında büyük ölçüde sona ermistir. Bilimin öğretilmesinde ve üretilmesinde, idari birimlerin ayrıstırmasında çağdas üniversitelerde genelde birkaç ana dal belirlenir ve ilgili bilimler bu dalların altında çalısılır: fen bilimleri, sosyal bilimler, teknoloji ki buna genelde mühendislik de dahil edilir ve sanat ile beserî bilimler; sıklıkla tıp da kendi basına bir dal olarak bu dallasmada yer alır.

                                     

3. Bilimin felsefesi

Bilim felsefesi, bilim kavramının veya bilim dallarının içeriklerini, temellerini, sonuçlarını, uygulamalarını ve bunlarla ilgili yaklasımları ve yöntemleri felsefî anlamda irdeleyen felsefe dalına verilen isimdir. Özellikle bilim tarihinde önemli bir yere sahip olan bilim felsefesi, genel olarak "bilim" kavramı ile iliskili olabileceği gibi belirli bir bilim dalı ile iliskili de olabilir.

Bilim felsefesinin daha öznel tanımlanabilmesi de mümkündür; nitekim bilim felsefesi içerisindeki farklı akımlar bilim felsefesini farklı tanımlamıslardır. Bilim ile felsefenin bilim tarihinin baslarında karısık bir sekilde uygulanması, birçok filozofun aynı zamanda bilim insanları olması ve felsefî eserlerin aynı zamanda bilimsel bulguları, kuramları da barındırması modern çağa doğru son bulmus ve bilim ile felsefe iyice ayrısmaya baslamıstır. Bugün anlasılan anlamda bilim felsefesi de bu ayrısma sonrası, felsefenin ve filozofların bilim kavramını aklî açıdan ele alması ile baslamıs denebilir. Tarih boyunca, bugün bilim felsefesi tarihi ve gelisiminin temelini olusturan birçok bilim kuramı gelistirilmistir. Bunların dısında bilimin mahiyetine iliskin de farklı akımlar, düsünceler bilim felsefesi tarihinde kendine yer bulmustur. Örneğin bazı filozoflar ve pozitivizm gibi akımlar bilimin doğa ve insanî zihinsel çalısmaların bir ürünü olduğunu öne sürerken, bazı filozof ve akımlar ise bundan farklı olarak bilimin zamana, mekâna ve topluma dayanan bir tür insan faaliyeti olduğunu savunmuslar, örneğin Thomas Kuhn ve Jürgen Habermas bir faaliyet olarak bilimin tarihî ve toplumsal iliskilerine ve bunlardan yola çıkarak yeni bilim tarihi anlayıslarına ve bilim tanımlarına vurguda bulunmuslardır. Farklı bilim anlayıslarından özellikle pozitivist anlayıs bir süre genel kabul görmüsse de, 20. yüzyılın ikinci yarısında ciddi biçimde sorgulanmıs, elestirilmis, hakkındaki genel kanı değisiklik göstermis ve çağdas pozitivizm bazı asırı söylemlerinden vazgeçip genelde daha orta yolu benimsemeye baslamıstır. Nitekim postmodernizmin ortaya çıkısı ve etkileri, modernist pozitivizme karsıdır ve çağdas bilim felsefesinde önemli bir yere sahiptir.

Bilimsel yöntem, bilimsel bulgular ve bilimler içerisinde kullanılan kavramlar da bilim felsefinin konusu olmustur. Örneğin bilimsel kanunların tam olarak ne olduğu, nasıl tanımlanması gerektiği ve eğer varsa gerçek bilimsel kanunların, yanlıslıkla yapılmıs objektif olarak genel geçer olmayan genellemelerden nasıl ayrıstırılması gerektiği bilim felsefesi dahilinde tartısılmıstır.

Bilim filozoflarınca bilimin su özelliklere sahip olduğu belirtilir:

  • Bilim olgusal dır. Bilim, olgulara yönlenerek doğrulanabilir olan ifadeleri inceler.
  • Bilim mantıksal dır. Bilimsel ifadeler, mantıksal açıdan doğru çıkarımlar ile ulasılmıs, çeliskisiz ifadeler olmalıdır.
  • Bilim genelleyici dir. Bilim, tek bütün olgular ile ilgili gözlem yapmaz; bunlar ile ilgili genel kurallar ve bağıntılar bulmaya çalısır.
  • Bilim elestirel dir. Bilimdeki mevcut her kuram yeni olgular ısığından çürütülebilir veya değistirilebilir; her kuramın yerini baska bir kurama bırakabilir.
  • Bilim objektif tir. Bilim, öznel ifadeler ile değil nesnel ifadeler ile ilgilenir.
  • Bilim seçici dir. Bilim, her türlü olguyla değil yalnızca ilgi alanına giren ve önemli olgular ile ilgilenir.

Bu özelliklerin dısında bilimin bir takım inanç lara dayandığı ifade edilir:

  • Bilim realist tir. Buna göre dıs dünya özneden bağımsız ve gerçektir.
  • Bilim rasyonalist tir. Buna göre dünya anlasılabilir ve akla uygun bir dünyadır. Bu nedenle olguları akıl yolu ile kavramaya elverisli bir düzeni vardır.
  • Bilim nicelci dir. Buna göre var olan her sey ölçülebilirdir.
  • Bilim nedenselci dir. Buna göre doğadaki her seyin bir nedeni vardır, doğadaki bütün olgular arasında neden-sonuç iliskisi bulunur.
                                     

4. Bilimsel yöntem

Bilimsel yöntem çesitli yeni bilgi edinmek veya bilinen bazı bilgileri doğrulamak veya düzeltmek amacıyla, çesitli fenomenleri arastırmak için ve geçmiste kazanılmıs, öğrenilmis bilgileri tamamlamak için kullanılan yöntemlerin bütününe verilen isimdir. Bilimsel yöntemler gözlemlenebilir, deneysel ampirik ve ölçülebilir kanıtların belirli bazı mantıksal prensiplerle incelenmesine dayanır. Bilimsel yöntem, Oxford Ingilizce Sözlükte söyle tanımlanmıstır:

Bilimsel yöntem diğer bazı bilgi edinme yöntemlerinden, bilim, deney ve mantık temelli olmasıyla ayrılır. Aynı sekilde bilimsel yöntem ile elde edilen bilginin, tekrar edilebilir deneylerden sonra tekrar ulasılabilir olması gerekir. Bu açıdan bilimsel yöntem sıklıkla vahiy bazlı olan dinî yöntemden farklıdır; dinî bilgide esas sıklıkla vahiydir oysa vahiy tekrar edilebilir bir deney olmadığı için bilimsel bir yöntem değildir. Her ne kadar farklı bilim dallarında ve farklı bilgi konularında farklılasmıs, konuya özellesmis bilimsel yöntemler kullanılsa da genel bazı noktalar bilimsel yöntemlerin temelini olusturur. Genellikle bilim insanları, arastırmacılar belirli bir fenomeni açıklamak adına büyük ölçüde ellerindeki bilgileri kullanarak hipotezler öne sürerler; daha sonra bu hipotezleri test etmek için çesitli deneyler hazırlarlar ve deneylerin sonucuna göre bir hipotezin doğruluğu veya yanlıslığı ortaya çıkar. Bazen bir hipotezin doğruluğu belirli deneyler sonucu kabul edilse de; daha sonra yanlıs olduğu farklı deneyler yoluyla da kanıtlanabilir. Bu sebeple her türlü hipotez, sürekli olarak deneylere tabii tutulabilir. Bilimsel yöntem açısından, bilimsel yöntemler sonucu elde edilen bilgilerin paylasılması ve arsivlenmesi çok önemlidir zira bu bilgiler ısığında aynı veya farklı yöntemlerle ilgili deney ve testlerin tekrar edilmesi, yeniden üretilebilmesi ve yapılabilmesi bilimsel yöntem sonucu olusacak bilgi açısından kaçınılmaz bir gerekliliktir - deneylerle aynı sonuç tekrar üretilebildiğinde hipotez kuram olmaya yaklasır.

                                     

5.1. Bilim çevreleri ve camiası Bilim dalları

Zaman içinde farklı bilim dalları, veya alanları, özellesmis ve gelismistir. Sıklıkla akademik düzeyde bilimlerin dallasması iki ana kategoride ele alınır. Doğal fenomenleri arastıran ve inceleyen doğa bilimleri veya doğal bilimler ile toplumu, bireyi ve insanî faaliyetleri ve davranısları arastıran ve inceleyen sosyal ve beserî bilimler. Biyoloji, fizik ve kimya gibi bilimler doğa bilimlerine örnekken, sosyoloji ve antropoloji gibi bilimler sosyal bilimlere örnektir. Bu temel alanlar arasında çok çesitli iliskiler olmus, mühendislik ve tıp gibi bu alanlarla iliskili birçok uygulamalı disiplin de olduğu gibi özellikle son yüzyılda birçok disiplinler arası dal da ortaya çıkmıstır; sibernetik, ekonofizik ve tıbbi antropoloji gibi.

Matematik bilimi sıklıkla bu iki ana kategoriden farklı üçüncü bir kategori olan formal bilimler kategorisinde yer alır; zira hem doğa bilimlerine hem de sosyal bilimlere yakın ve uzak olduğu birçok nokta mevcuttur. Matematik, belirli bir bilgi alanının nesnel, dikkatli ve sistematik incelenmesi hususunda doğa bilimlerine yakınken, inceleme yöntemi olarak ampirik yani deneysel yöntemler barındırmaması açısından ayrılır; matematikte edinilen bilgi ampirik yöntemlerle değil de a priori ile doğrulanır. Formal bilimler kategorisi matematiğin yanında istatistik ve mantık bilimlerini de içermektedir. Bu iki bilim, matematik ile birlikte, tüm bilimler, özellikle ampirik bilimler açısından önemli bir yere sahiptir; örneğin formal bilimlerdeki çesitli gelismeler fiziksel ve biyolojik bilimlerde de büyük gelismelere sebep olmustur. Nitekim formal bilimler hipotez, kuram ve kanunların olusmasında, hem seylerin nasıl çalıstığı ve olduğuna yönelik doğa bilimleri hem de insanların nasıl düsündüğü ve davrandığına yönelik sosyal ve beserî bilimler kesif ve tanımlamalarda hayati bir önemi sahiptir.

Sosyal bilimlerin bir ampirik bilim olup olmaması durumu 20. yüzyıldan beri tartısma konusu olmustur. Bu tartısmalar etrafında sosyal ve davranıssal dalların bir kısmı bilimsel olmadıkları elestirileriyle karsılasmıstır. Hatta bazı akademisyenler örneğin Nobel Ödülü sahibi fizikçi Percy W. Bridgman, ve bazı siyasetçiler örneğin ABD Senatörü Kay Bailey Hutchinson, diğer dallara oranla spesifik-olmayan, muğlak veya bilimsel açıdan yersiz buldukları bazı dallar için "bilim" sözcüğünü kullanmaktan kaçınmıstırlar.

                                     

5.2. Bilim çevreleri ve camiası Kurumlar

Bilimsel fikir, deney ve bulguların paylasımı, iletisimi ve tanıtımı gibi amaçları güden bilim topluluklarına Rönesans döneminden beri rastlanmaktadır. Bugüne ulasmıs en eski kurum is Italyadaki Italyanca: Accademia dei Lincei dir. 1660 yılında Ingiliz Royal Society Kraliyet Cemiyeti ve 1666 yılında Fransız Fransızca: Académie des Sciences ile baslayarak, ulusal bilim akademileri, toplulukları birçok ülkede bulunan seçkin bilimsel arastırma ve bilgi kurumlarıdır.

Birçok uluslararası bilimsel örgüt, örneğin Uluslararası Bilim Konseyi International Council for Science, farklı milletlerin bilim toplulukları, camiaları arasındaki isbirliğini gelistirmek ve önayak olmak amacıyla kurulmustur.

                                     

5.3. Bilim çevreleri ve camiası Yazın

Bugüne kadar muazzam çesitlilikte bilimsel yazınlar yayımlanmıstır ve yayımlanmaya devam edilmektedir. Bilimsel jurnaller üniversitelerde ve diğer çesitli arastırma kurumlarında yapılan arastırmaların sonuçlarını belgelemek ve iletmekte; bilimsel arastırmaların ve çalısmaların bu sebeple de bilimin arsivsel bir kaydı olma islevini görmektedirler. Ilk bilimsel jurnaller, Journal des Sçavans ve ardından gelen Philosophical Transactions, 1665 yılında yayımlanmaya baslanmıstır. O zamandan bu yana düzenli yayınların toplam sayısı durmadan artıs göstermistir ki 1981 yılında yapılan bir tahmine göre yayındaki toplam bilimsel ve teknik jurnallerin sayısı 11.500dü.

Birçok bilimsel jurnal belirli bir bilim dalını kapsamakta ve o daldaki arastırmaları yayımlamakta, sunmaktadır; arastırmalar normalde bilimsel bir tez formatındadır. Bilim çağdas toplumlarda o kadar yaygın ve nüfuzludur ki genellikle basarıların, haberlerin ve bilim insanlarının heveslerinin daha genis kitlelere aktarılması gerekli görülür.

Bilimsel dergiler, örneğin New Scientist veya Scientific American, daha genis bir okuyucu kitlesinin ihtiyaçlarına karsılık vermekte ve bazı arastırma alanlarındaki kayda değer kesif ve gelismeler dahil birçok popüler arastırma alanın teknik olmayan özetlerini sunmaktadır. Ayrıca, yüzeysel olarak, bilimkurgu türü, temelde fantastik bir doğaya sahip olsa da, genel olarak toplumun hayal gücünü cezbetmekte ve belki bilimsel yöntemleri değil ama bilimsel fikirleri iletmektedir.

                                     

6.1. Elestiriler ve tartısmalar Bilim, sözde bilim ve bilim dısı

Kendi basına mesruiyet kazanamayacak olan ve bu sebeple bilim gibi tavır takınarak kendisine mesruiyet kazandırmaya çalısan herhangi bir yerlesmis bilgi bütünü bilim olarak kabul edilmez; bunlara genellikle sınır-bilim fringe science veya alternatif bilim denmektedir. Bunların en büyük eksikliği, doğal bilimlerde olduğu gibi bilimlerin gelisimine katkıda bulunan, dikkatlice kontrol edilen ve etraflıca incelenip, yorumlanan deneylerden yoksun olmalarıdır. Bir baska terim de çöp bilimdir. Çöp bilim junk science, aslında mesru, doğru sayılabilecek çesitli bilimsel teori ve verilerin, yanlıs bir sekilde veya hataen karsıt bir tarafı, tutumu savunma amaçlı kullanımıdır. Terimin kullanımında genellikle ideolojik veya siyasi ön yargı ve etkenler de söz konusudur. Ticari reklamların çok çesitli bir kısmı da bu kategoriye düsmektedir. Son olarak, bu terimlerden ayrı ve farklı olarak, bilimsel fikirlerin iyi niyetli olsa da yanlıs, eskimis, eksik veya fazlasıyla basitlestirilmis teshirleri ve tezahürlerine de rastlanılabilir.

Birçok bilgi bütünü ve dalının gerçekten bilim dalı olup olmadığı tartısma konusu olmustur. Bu hususta tartısmalar ve fikir ayrılıkları oldukça büyük sayıdadır ve sosyal ve davranıssal bilimler gibi bazı alanlar çesitli elestirmenler tarafından bilim dısı olmakla suçlanmıstır. Farklı alanlardan birçok kisi, örneğin Nobel Ödülü sahibi fizikçi Percy W. Bridgman gibi bazı akademisyenler ve örneğin ABD Senatörü Kay Bailey Hutchinson gibi bazı siyasetçiler, diğer dallara oranla spesifik-olmayan, muğlak veya bilimsel açıdan yersiz buldukları bazı dallar için "bilim" sözcüğünü kullanmaktan kaçınmıstırlar. Bazı filozoflar da bu açıdan farklı fikirler sunmuslardır; örneğin Karl Popper bilimsel yöntemin ve kanıtların varlığını reddetmistir. Poppera göre sadece bir tane evrensel yöntem vardır; olumsuz deneme ve yanılma yöntemi. Bu, bilim, matematik, felsefe, sanat vs. dahil insan zihninin tüm ürünlerini kapsadığı gibi, hayatın evrimini de kapsar. Ayrıca Popper, elestirel rasyonalizm Popper, Albert ile Frankfurt Okulu Adorno, Habermas arasındaki sosyal bilimlerin metodolojisini konu alan felsefî bir tartısma olan, pozitivizm tartısmasına da katkıda bulunmustur.

                                     

6.2. Elestiriler ve tartısmalar Felsefi bakıs ve odak

Tarihçi Jacques Barzun bilimi "tarihteki her inanç kadar fanatik bir inanç" olarak tanımlamıs ve insan varolusu açısından tamamlayıcı olan mânâ düsüncelerini bastırmak amacıyla bilimsel düsüncenin kullanımına karsı uyarmıstır. Carolyn Merchant, Theodor W. Adorno ve E. F. Schumacher gibi birçok çağdas düsünür 17. yüzyıldaki bilimsel devrimin bilimi doğayı veya hikmeti anlamaya çalısan bir odaktan, doğayı kendi çıkarları için kullanmak manipüle etmek odağına kaydırdığını ve bilimin doğayı manipüle edisinin sonunda kaçınılmaz bir sekilde insanları da manipüle etmesine yol açacağını düsünmüslerdir. Ayrıca, nicel ölçümlerin bilimin odağında olması, bilimin dünyanın önemli nitel açılarını göremediği elestirilerine yol açmıstır.

Bilimin icrasında, etik ve çalısma ahlâkının ideolojik bir sekilde reddedilmesinin sahtekârlık, intihal ve veri tahrifi gibi çesitli formlardaki sonuçları birçok akademisyen tarafından elestirilmis ve yerilmistir. Filozof Bernard Rollin, "Bilim ve Etik" Science and Ethics isimli eserinde, etik ve ahlâkın bilim ile ilgisini reddeden ideolojik görüsü inceler ve temel etik anlayısının ve kurallarının öğretilmesinin, bilimsel eğitimin vazgeçilemez ve ayrılmaz bir unsuru olduğunu savunur.

                                     

6.3. Elestiriler ve tartısmalar Medya ve bilim tartısması

Kitlesel medya, birbiriyle yarısan farklı bilimsel iddiaları, bu iddiaların bilimsel camiadaki kabul edilebilirliği ve güvenirliğini tam olarak, kesin bir sekilde yansıtmalarını engelleyen çesitli baskılara maruz kalmaktadır. Bilimsel bir tartısmada farklı taraflara ne kadar ağırlık verileceğini belirlemek, tartısmanın konusu hakkında uzmanlık ve bilgiyi gerektirir. Çok az gazeteci gerçek anlamda bilimsel bilgiye sahip olduğu gibi, belirli bilimsel meseleler üzerine bilgiye sahip olan bir gazeteci bile aniden haberini yapması gereken diğer bilimsel meseleler üzerine az sey biliyor olabilir.

                                     

6.4. Elestiriler ve tartısmalar Epistemolojik yetersizlikler

Psikolog Carl Junga göre her ne kadar bilim doğanın her yönünü, tam olarak anlamaya çalıssa da kullanılan deneysel yöntemler ancak suni ve sınırlı sorular ortaya atacak ve dolayısıyla sadece kısmi cevaplara ulasılabilir. Robert Anton Wilson, bilimin soru sormakta kullandığı araçların ürettiği cevapların sadece kullanılan araçlar açısından anlamlı cevaplar olduğunu ve bilimsel bulguların incelenebileceği tamamen nesnel bir bakıs açısının olmadığını öne sürerek bilimi elestirmistir.

                                     

6.5. Elestiriler ve tartısmalar Bilim ve din

Bilim ile din arasındaki iliski, yasamın gerçeklerine iliskin yaptıkları açıklamalar doğrultusunda incelenebilir. Dinsel doktrinler ve nedenler zaman bilimin gelisimini etkilerken, bilimsel bilgiler de dinsel inanısları etkilemistir.

Din ve bilim, tarih boyunca birbirleriyle sürekli çatısma halinde olan iki düsünme biçimidir. Genel bir anlamda her ikisi de evreni açıklama amacı güder; fakat kullandıkları yöntemler ve bağlı oldukları dünya görüsleri çok farklıdır. Bilim, olguları saptama ve açıklamada gözlem ve gözleme dayalı mantıksal düsünmeyi kullanır. Oysa din, metafizikten pek farklı olmayarak, sevgi, inanç ve duygu ile karısık, olgulardan kopuk bir akıl yürütmeye dayanır. Dünya görüsü yönünden birine gerçekçi-rasyonalist, ötekisine mistik-rasyonalist diyebiliriz. Bu karsılastırmayı daha somut yapmak için, dini olusturan baslıca özellikleri belirtmeye ve bilimle çatısmaya düstüğü kesin noktayı bulmaya ihtiyaç vardır. Bütün büyük dinler incelendiğinde su üç ögenin ya da islevin yapılarında var olduğu görülür:

  • Metafizik nitelikte bir inançlar sistemi.
  • Belli tapınma biçimleri,
  • Birtakım ahlak kuralları,

Bilimle dinin çatısması sadece son nokta bakımındandır. Çünkü din bilimin evreni açıklama ve insan için anlasılır kılma çabasına bu noktada ortak olmustur. Din evrenin kökeni, kurulusu ve isleyisi üzerine birtakım inançlara metafizik hipotezlere sahiptir. Bu inançların her biri dogma niteliğindedir; doğruluğundan süphe edilmez. Kaldı ki, dinin söz götürmez bir kesinlikle doğru kabul ettiği metafizik hipotezleri bilimsel yoldan doğrulama olanağı da yoktur. Örneğin, bu inanç ya da hipotezlerden biri, Tanrının varlığı ile ilgilidir. Hemen bütün gelismis dinler belli özellikleri olan bir Tanrının var olduğu savına dayanır. Ne var ki, bu savın ne doğruluğu ne de yanlıslığı gözlem ve deneye basvurularak saptanamaz. Dinler bu konudaki savlarının doğruluğunu baska yollara basvurarak savunurlar. Sonuçta böyle bir savın kabulü veya reddi kisisel bir inanç sorunu olarak kalır. Ne inanan kimse inancının doğruluğunu, ne de inkâr eden kimse inkârını bilimsel yoldan ispat edebilir. Su kadar ki, ikisinin birden doğru olması mantıksal açıdan olanaksızdır.

Din, inançlar sisteminde, bilimin tam tersine, düzeltme, gelisme veya herhangi bir değisiklik kabul etmez. Yanılma olasılığına yer vermediği için kendi kendini elestiri yoluyla hatalardan arındırma olanağı yoktur. Dinsel her inanç kesin ve evrensel doğruluk iddiasına dayanır. Oysa bilimde hiçbir teori kesinlik iddiası gütmez; er geç bir gün değisikliğe uğrama, hatta tümden reddedilme olasılığını gözden uzak tutmaz. Dinle bilimin çatısması, dinin olgulara dayanmaksızın evreni açıklama yolunda ortaya attığı metafizik öğretilerden vazgeçmediği sürece sürüp gideceğe benzer. Çünkü bu tür inançları, giderek kapsamını gelistiren bilimsel bulgu ve doğrularla bağdastırmanın yolu yoktur.

Kisiler bazında ele alındığında, tarih boyunca bazı düsünürlerin bilim ile dinin uzlasamaz ve birbirine karsıt uğrasılar olduğunu öne sürdüğü -bu genel olarak bilimin sorgulamaya dayanması, dinin ise sorgulamadan inanmayı gerektirmesinden kaynaklanmaktadır-, bazı düsünürlerin ise aksini iddia ettiği görülmektedir. Özellikle 19. yüzyılın belirli dönemlerinde din ile bilimin birbirine muhalif olduğu görüsü kazanmıstır. Bu dönemlerde gelistirilen muhalefet, karsıtlık tezi ne göre bilim ile din arasındaki herhangi bir etkilesim her daim çatısmaya yol açacaktır ve din de, yeni bilimsel fikirlere karsı, saldırgan olan taraf olacaktır. Her ne kadar bu anlayıs 19. yüzyılda John William Draper ve Andrew Dickson White gibi isimlerce yaygınlastırılmaya çalısılmıssa da bilim ile din arasındaki tarihsel ve bugünkü etkilesimi, çatısma anlarından is birliği anlarına kadar, açıklamaya yeterli olmamıstır. Nitekim gerek Kopernik, Galileo, Kepler ve Boyle gibi Batı bilim tarihinde yer almıs önemli isimler, gerekse Ibn-i Sina, Biruni ve Ibn-i Heysem gibi Doğu bilim tarihinde yer almıs önemli isimler inançlı insanlardı. Bununla birlikte, bilim ile dinin tarih içinde çatıstığı meseleler de olmustur ve bilim ile dinin uzlasmasının mümkün olmadığını savunanlar bugün de mevcutturlar. Örneğin Ingiliz evrimsel biyoloji uzmanı Richard Dawkins bilim ile dinin uzlasmasının mümkün olmadığını siddetle savunmaktadır.

Tarih boyunca din ile bilimi birlestirmeye çalısan, birbiriyle çelismeyen yöntemler olduğunu ileri süren ve hatta birbirlerini tamamladıklarını düsünenler olmustur. Amerikalı biyolog Kenneth R. Miller bu kesimdedir. zaman dinsel kanıları bilimsel yöntemlerle veya bilimsel kanıları dinsel yöntemlerle açıklamaya çalısanlar olmustur. Örneğin, Ibn-i Sina Tanrının varlığını akıl ve mantık yoluyla açıklamaya çalısmıstır. Buna ek olarak, özellikle modern çağda, bazıları bilim ve dinin birbirinden bağımsız olduğunu, insani deneyimin birbiriyle ilgisiz yönleriyle uğrastıkları ve bu sebeple birbirlerinin alanına bulasmadıkça, kendi alanları içerisinde, sorunsuz bir sekilde birlikte var olabileceklerini öne sürmüslerdir. Ama bu pek de mümkün olmamıstır.

                                     

7. Kaynakça

  • "Encyclopedia - Britannica Online Encyclopedia". Encyclopædia Britannica, Inc. 2008. 12 Aralık 2015 tarihinde kaynağından arsivlendi. Erisim tarihi: 8 Haziran 2008.
  • Encyclopedia of Philosophy. Ed. Donald M. Borchert. 2nd ed. Detroit: Macmillan Reference USA, 2006. Gale Virtual Reference Library. Gale. 28 Mayıs 2008.
                                     

8. Dıs bağlantılar

  • Science.gouv.fr - Le portail de la science Fransızca
  • Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA 26 Temmuz 2008 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi. Türkçe
  • Science Resource Online Ingilizce
  • Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Arastırma Kurumu TÜBITAK 5 Ekim 2020 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi. Türkçe
  • Euroscience: A European Association for Promotion of Science and Technology Ingilizce
  • Science.gov - USA.gov for Science 1 Temmuz 2008 tarihinde Wayback Machine sitesinde arsivlendi. Ingilizce
Pandion (kus)
                                               

Pandion (kus)

Pandion, Pandionidae familyasının tek cinsi olan balık kartalı olarak bilinen bir yırtıcı kus cinsidir. Çoğu taksonomik muamele, bu cinsi, alt türlere veya ırklara ayrılmıs tek bir mevcut türü tanımlarken, bazı bilim insanları tarafından ise iki tür olarak tanımlanır. Avustralya ve güneydoğu Asyanın adalarında ve kıyı seridinde; ayrıca Endonezya takımadalarında bulunan nüfus Pandion haliaetus cristatus olarak tanımlanmıstır.

Free and no ads
no need to download or install

Pino - logical board game which is based on tactics and strategy. In general this is a remix of chess, checkers and corners. The game develops imagination, concentration, teaches how to solve tasks, plan their own actions and of course to think logically. It does not matter how much pieces you have, the main thing is how they are placement!

online intellectual game →